Gezi Efsanesi
07.06.2013 21:46

 

Senem Kalender

 

Atam!

Söze nasıl gireceğimi bilmiyorum ama nasıl devam ettireceğimi ve nasıl bitireceğimi çok iyi biliyorum.

Sen de görüyorsundur büyük ihtimalle ama ben yine da sana buradan, bizlere bıraktığın bu ülkeden, emanetinden haberler vermek isterim.

Bu güne nasıl ve kimler tarafından hangi yollardan geçerek getirildik, sana uzun uzun anlatmak isterim aslında, kimin ya da kimlerin sorumlu olduğunu.  Ama sen bunları 90 yıl önce görüp bir bir söylemiştin. Biz de şimdi o sözleri yaşıyor, onlardan güç alıyoruz Atam!

Bugüne kadar bize, Türkiye’ye yapılanlar karşısında bu kadar sessiz, unutkan gibi görünen halk olan bizler, birbirinden, ülkesinden ümidi kesmiş, başka hangi ülkede yaşasak diye düşünmeye dahi başlamıştık Atam. Evet haklısın bu asla düşünmememiz gereken bir şeydi ama düşündük. İçimiz, vicdanımız senin sözlerinle dalgalanırken, emanetine sahip çıkamamış olmanın verdiği burukluk ve yenilgi duygusuyla gitmeyi düşündük. 

Sonra bir şeyler olmaya başladı ufak ufak, küçük çaplı direnişler, isyanlar başladı. Her seferinde ya terörist, ya Ergenekoncu, ya Balyozcu , en sonunda da Çapulcu diye (ki en çok bunu sevdik) diye yaftalandık. Kıpırdanma başlamış, dalga gittikçe büyümekteydi ki bilinçli mi bilinçsiz mi olduğu halen tartışılmakta olan, yaşama hakkını elimizden alan ve halkı her geçen gün direnişe, isyana hazırlayan uygulamalar, yasaklar getirilmeye başlandı. Pardon zaten başlamıştı, artarak devam etti demek daha doğru olacak.

 

 

         

 

 

 

Söylemler gittikçe yoldan çıkıp ilk başlarda övünülen o Kasımpaşalı ağzı gittikçe sertleşti. Sanata, sanatçılara hakaretleri, senin kurduğun diğer kurumlar gibi sanat kurumlarının da kapatılmak istenmesi takip etti. “Hayat damarlarımızdan biri kesilmek” istendi Atam! Sanatçılar ayaklandı. Ama hala ‘Üç beş çapulcuyduk” kitleler yoktu arkada.

Ardından sana ve İnönü’ye “O iki ayyaş!” dendi Atam! Bizim o noktada sinirlerimiz zıpladı, sinirden ağlayanlarımız oldu. Babamıza küfredildiğini hissettik hepimiz. Sen tabi bizler kadar üzülmedin biliyorum; “Bir lafa baktın, laf mı diye, bir de söyleyene baktın…. “Tamam gerisini söylemene gerek yok hepimiz biliyoruz Atam!

Bilirsin Taksim’in ortasında güzel bir park var Gezi parkı. Tutturdu orada eskiden var olan Topçu Kışlasını yeniden yapacağım diye. Altına da artık müze mi olur, AVM mi olur bilinmeyen(!) o projesini gerçekleştirmek için Gezi parkının yıkım emrini verdi. Her şey orada başladı Atam!

Ağaçları, doğayı, parkı korumak isteyen ‘Çapulcular’ orada şarkılı, türkülü, şiirli bir eylem başlatmışlardı. Eylemin ilk günlerinde gittiğimde böyle olacağını, toplu halk direnişinin orada başlayacağını hissettiren kesif bir enerji vardı orada ki, öyle de oldu. Gezi parkından yükselen Direniş enerjisi, tüm ülkenin katılımıyla Diriliş enerjisine dönüştü!

 

 

        

 

Herkes, tüm halk uzun zamandır bunu organize ediyormuşçasına birden birleşti Atam! Senin yıllar önce yaptığın birleşmeyi, bugün halk, başında hiç lider olmadan, tam da senin dediğin gibi, çareyi kendinde bularak ayaklandı!

Bu direnişin en güzel yani, barışçıl ve yaratıcı, mizah yönü çok kuvvetli bir direniş olması.  Yaratıcılıkta sınır tanımayan güzel sloganlar, şarkılar ve esprilerimizle tüm dünyaya örnek oluyoruz Atam! Hele bir Çarşı grubu var, görsen sen de çok seversin. Her takım sana sahip çıkar ama Beşiktaşlı olduğun inanışı daha yüksek ya hani, bilirsin belki bu Çarşı grubunu da. Bu Direniş-Diriliş süresince hem en ön saflarda destek, hem de zeki ve yaratıcı esprileriyle yüzlerimizi güldüren bir grup onlar. Genç bekar kadınlarımız arasında onlarla evlenmek isteyenler var. Kim bilir güzel izdivaçlar sonrasında belki de her birimiz, biz çapulcular gibi 3 çocuk daha yaparız. En az 3 çocuk demişti zat.

Ülkeyi gençlere emanet etmiştin Atam, hepimiz birinci vazifemizi yerine getirmek üzere el ele, yürek yüreğe bir araya geldik.

Zamanında senin de zorlandığın gibi, evet biz yine zor uyandık. Bekledik de bekledik… Her yeni baskıda tamam bu sefer ayaklanacağız dedi bazılarımız, olmadı uyumaya devam ettik. Ve nihayet  ‘2 ağaç!’ sayesinde uyandık. Haklısın Atam işte bundan sonra da bizi durdurmak zor. Sevgiyle, barışla birleştiğimiz ortak niyetimizden dönmek şöyle dursun, her geçen gün daha da kenetlenen Dev bir Barış gücüne dönüşerek devam ediyoruz, edeceğiz.

Sokaklarımız gergindi, insanlarımız 10 gün öncesine kadar birbirine öfkeyle bakardı. Gel de şimdi gör Atam. Yüzler gülüyor, sevgi, anlayış ve ortak amaçta birleşmenin verdiği güçle herkes daha bir dik duruyor.  Sanki herkes gizli bir örgüte üyeymiş de bundan çok gurur duyuyormuş gibi tebessümler dolaşıyor yüzlerde. Birbirini tanıyan tanımayan ellerindeki, telefon, ipad gibi teknolojik cihazlar ve internet sayesinde tüm sosyal ağlara yayılan haber ve görüntüleri kah gülerek, kah ağlayarak birbiriyle paylaşıyor. Evler, sofralar, yenilenler, içilenler, giyilenler… her şey paylaşılıyor. Taksim’de ellerinde erzak dolu torbalar olan kim varsa, herkes biliyor ki o kişi gezide sabaha kadar nöbet tutan gençlere yardıma gidiyor, o torbalar beraber taşınıyor. Geziye gelemeyen küçük esnaf da malzeme almaya gelenden para almak şöyle dursun ek malzeme koyup gönderiyor, dolmuş, otobüs, metrobüs şoförleri malzeme taşıyanlardan para almıyor. Gezi parkında her yiyecek elden ele paylaşılıyor, yağmur, çorap kolilerle kimin ihtiyacı varsa dağıtılıyor. Her şey bedava! Hatta geçen Çarşamba Miraç kandiliydi, sanki kocaman bir evde, kocaman bir aile toplanmışçasına birlik içinde kutladık, herkes birbirine kandil simidi ikram ederken.

Dans ediyoruz, yoga yapıyoruz, şiirler okuyoruz, çeşitli, yaratıcı atölye çalışmaları, film gösterimleri yapıyoruz, koskoca orkestra birkaç saat içinde toplanarak klasik müzik konserleri veriyoruz. Hatta bir kütüphanemiz bile var. Bir tarafta davul zurnalar eşliğinde halay çekilirken, diğer tarafta tango yapıyoruz.  Uzun eşek oyunları bütün parkın tezahüratları eşliğinde oynanıyor. Ankara’da da Kuğulu parkı aynı şekilde bir sanat ve paylaşım platformuna dönmüş durumda. İzmir sokakları sanatçı arkadaşlarımızın yeni prova mekanı. Tüm Türkiye’de tüm illerde halk sokaklarda. Öylesine yüksek bir sevgi var ki içimizde Atam, hızını alamayıp gaz bombası yerken evlilik teklifi edenler, birbirine sarılıp öpüşenler, el ele gözaltına  gidenlerimiz var.

Acılarımız da var. Eşi görülmemiş bir şiddete maruz kalıyoruz, çok yaralımız ve maalesef şehitlerimiz var. Buna rağmen sokağa çıkarken kollarına kan gruplarını yazan, vatan ve halk sevgisi yüksek, umutlu, inançlı her şeyi göze alan gençlerimiz var. Polisin attığı gaz bombası yüzünden yere düşen Galatasaylı arkadaşını kaldırırken; “ Hadi aslanım daha Kadıköy’de bizi yenecek çok maçınız olacak, kalk!” diyen Fenerbahçeli genç erkeklerimiz, Toma’nın sıktığı tazyikli suya kollarını açarak göğsünü siper eden kocaman yürekli genç kızlarımız var. Bir grup namaz kılarken, ona siper olan, yağmurda ıslanmasın diye şemsiye tutan gençlerimiz var. Gözlerimiz doluyor…gazdan değil..Dirilişin barışçıl ve sevgi dolu gücünden!

BİRleştik biz Atam! Genç,yaşlı,laz,kürt,dindar,ateist,rockçı,popçu,Beşiktaşlı,Galatasaraylı,Fenerbahçeli,Trabzonsporlu…. tüm Türkiye Hep Tek, Hep Yek Yürek!

Ülkeyi emanet ettiğin gençler ayakta Atam! Bu ülkenin ne şartlarda kurulduğunu bilen yaşlılar, sokağa çıkamayanlar çaldıkları tencere tava havasıyla gençlerin yelkenine rüzgar oluyor Atam!

Biz topyekün vatanımızı, toprağımızı, bağımsızlığımızı, Cumhuriyetimizi ayakta bekliyoruz Atam!

Hayatımda ilk kez bu kadar kendimden emin, güvenle söylüyorum;

Sen rahat uyu Atam!

Senem Kalender