Şimdi...
14.01.2014 00:06

 

Senem Kalender

 

60 yaşlarındaki adam bugün sabah çok erken kalktı.Belki duş aldı belki almadı. Beyazlaşmış olduğu halde kendisine genç bir hava veren keçi sakallarını düzeltti belki. Açık havada görevli olduğundan kendini sıcak tutacak kargo pantalonunu, polar sweat shirt'ünü, ve Columbia kar botlarını giydi. Boynunda kendini genç hissettiğini gösteren zincir kolyesiyle birlikte karavanına atladı ve bugünkü görev yerine geldi. Kahvaltı etmiş miydi, yoksa setteki meyva suyu ve poğaçaya mı talim etmişti bilinmez. Evden çıkmadan sıcak bir şeyler içmiş miydi acaba? Daha önce 18 kez kalp krizi geçirdiği için doktorun verdiği torba dolusu ilaçlarını almış mıydı? 

 

Ya evden çıkmadan sevdikleriyle nasıl vedalaşmıştı? Acaba karısı nasıl olsa dönecek diye yataktan bile çıkmadan uyuyarak sırtını mı dönmüş ve o da karısına şöyle bir bakıp mı evden çıkmıştı? Ya çocukları? Dün gece almak istediği ipad için para vermiyor ya da gece arkadaşlarıyla çıkmasına izin vermiyor diye yüzüne bile mi bakmamıştı acaba babasının evden çıkarken? 

 

Ya da karısı güler yüzle “Günaydın” diyerek öpmüş ve kocaman sarılarak mı evden uğurlamıştı her gece yanyana uyuduğu kocasını son kez uğurladığını bilmeden? Çocukları “Babacığımm, kolay gelsin, iyi ki varsın!” diyerek sarılmışlar mıydı babalarına evden son kez çıktığını bilmeden?

 

 

                                                           

 

 

Bilmiyorum..Bilmiyoruz... Bildiğimiz tek şey sabahın en erken saatlerinde işimiz için, onun şoförü olduğu karavanda biz hazırlanırken onun şoför mahallinde, son krizini geçirerek gözlerimizin önünde bu hayattan kopup gittiği...

 

Uyuyor sanılarak rahatsız edilmeden, ancak karavanın hareket etmesi için uyandırılması gerektiğinde durumun anlaşılacağı kadar sessiz, kendi kendine...

 

Gözlerimizin önünde çoktan morarmış bedenine yapılan müdahalelerin hiçbirine cevap vermeden, kalp masajı sürdüğü müddetçe monitörden gördüğümüz sinyallerin bize verdiği umutla beklerken...

 

Ve çok artık gittiğini kabul etmek istemezken biz...

O gitti...

 

Bulunduğumuz yer, çekeceğimiz sahne...; Zincirlikuyu mezarlığındayız ve bir cenaze sahnesi çekmek üzereyiz...

 

Sessizce gitmek için seçtiği mekan ve gün...

 

Melekler aldı onu...Üzerime çarpan gökkuşağı renklerinden biliyorum..Işıklarda şimdi..

 

Ailesinin de yanındadırlar eminim...

 

Şimdi düşünüyorum...dün gece kızıma odasını toplamadığı için kızdığımı...Babamla kaç gündür konuşmadım acaba? Ya annemle?

Peki hayatıma girmiş, çıkmış herkese hakkınca teşekkür edip, duygularımı paylaştım mı?

 

 

                                       

 

 

Her günün hakkını vererek yaşıyor muyum acaba? İçimden geldiği halde sevdiğimi söylemiyorum halbuki bazen. Özledim seni diyemiyorum, demek istediğim halde bazen..

 

Alacağım cevap, duyacağım sözler mi sınırlıyor? Geçmişten gelen kırgınlıklar, öfkeler mi durduruyor beni? Ya seni ?

 

Kaç gündür aklında, oysa sevdiğinisöylemek için doğru zamanı bekliyorsun belki. Özledim demek için uygun zamanı kolluyorsun. Babanı, anneni, kardeşini, arkadaşını, sevdiklerini aramak için “şu işin” bitmesini bekliyorsun. Nasıl olsa önünde daha çook gün var???

 

Ve bir gün... tüm bunlar için artık çok geç...

Söyleyemedin, bilmedi...Sen kendi sınırlarınla, korku ve endişelerinle kalakaldın...Sana da söyleyemeyenleri bırakıp gideceğin güne dek.

 

Yoksa haydi, şimdi zamanı, beklemeye gerek yok dedin mi çoktan?

 

Ben dedim...

İzninizle sevdiklerime ayıracak zaman ŞİMDİ!