Yasak film Nymphomaniac: Pornografik mi dahiyane mi?
20.03.2014 02:46

 

Geçtiğimiz günlere damgasını vuran bir film oldu Nymphomaniac... Birdenbire ülkemizde yaş sınırıyla gösterilebileceği düşünülürken yasaklanıverince seyircinin de dikkatlerini üzerinde topladı. Yerli sinemanın yabancı yapımlara gişe hasılatında hiç pay bırakmadığı Türkiye'de herhalde ''yasak elma'' olduğu için çok tartışıldı Nymphomaniac... Peki nasıl bu film, pornografik mi, Lars von Trier'nin en büyük başyapıtı mı?

 

Film, sıradışı bir karakterin, nemfoman (bağımlılık derecesinde seks düşkünü kadın-erkeklerde seks düşkünlüğüne ise satirizm deniyor) bir kadın olan Joe'nun (Charlotte Gainsburg) öyküsünü konu alıyor. Eğer gösterilseydi ülkemizde İtiraf adıyla gösterilmesi düşünülen film için bu isim pek de fena bir seçim değil. Neden mi? Çünkü film, sokakta şiddete uğramış halde ismi ''mutlu'' anlamına gelen Seligman (Stellan Skarsgard) tarafından bulunan ve yardım edilmek üzere evine götürülen Joe'nun yaşam hikayesini bu adama anlatması üzerine kurulu...

 

Cinselliği henüz 2 yaşındayken keşfettiğini Seligman'a anlatan Joe'nun öfkesini cinsellikle çıkardığı bedeninden almasının sebeplerinden birinin annesi olduğunu daha hikayenin başlarında görüyoruz. Kendisine pek de şefkatli olmayan annesini küfretmeden anamayan Joe, 15 yaşına geldiğinde cinselliğe merakını evine giderek kendisiyle beraber olmasını istediği genç adamla gideriyor. Sonra hani hep Türk ailelerinin ''sana güveniyorum ama arkadaşlarına güvenmiyorum'' dediği figürlerden olan, kendinden çok daha cüretkar bir kız arkadaş ediniyor ve o yaşta bir genç kızın yaşamaması gereken tecrübeleri yaşıyor Joe...

 

 

                                       

 

 

-Çınar ağacı figürü

 

Lars von Trier, film boyunca Joe'nun öyküsünü anlatırken metaforlarla ilerliyor. Joe'nun öyküsünü anlatmaya başlamadan önce balık avladığını duvardaki bir yemi görerek sorması üzerine ona anlatan Seligman, Joe'nun hikayesinin henüz başlarında zaman zaman onu, zaman zaman ise cinsellik için uluorta seçtiğin partnerlerini balık ve yeme benzetiyor. Balık önce yemi görür, ona sokulmakta mahsur görmez, hata iyi olacağını düşünür, ama sonra yakalanır...

 

Yine Joe'nun babasıyla (Christian Slater) ilişkisi ise annesiyle olduğu gibi değil. Babası tarafından ormanda küçükken gezintiye çıkarılan küçük kıza babası sık sık çınar ağacının en yüce ve üstün ağaç olduğunu anlatıyor. Babasına sonsuz güveni olan Joe'nun gözünde çınar ağacı ise yıkılmaz bir figür olarak gördüğü babası...

 

Yine öykünün bir başka bölümünde farklı farklı erkekleri evine çağıran Joe onların her birini farklı enstrümanlar veya müzik türleri olarak görüyor. Hatta içlerinden birini avının peşindeki pantere benzetiyor.

 

Filmde aşkın sembolü ise Jerome (Shia LaBeouf)... Son dönemin gözde genç aktörlerinden Labeouf, filmin belkemiği sayılabilir. Arkadaşının ''seksin en asil kısmı aşktır'' diyerek hayat dersi verdiği Joe, cinsellikle ilk kez tanıştığı Jerome'a yıllar sonra yeniden rastlıyor. Ancak onunla beraberlik yaşamak istemeyen Joe, beklenmedik şekilde ondan ayrılmak zorunda kalınca hayatında cinselliği aşk olmadan yaşayan genç kız aşk acısıyla tanışıyor.

 

 

                             

 

 

-Yine çıkagelir 

 

Gerek izleyici, gerekse Joe'nun öyküsünü anlattığı Seligman, sık sık bu öykünün gerçek mi yoksa kurmaca mı olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşıyor.

 

Vol 1'de von Trier, öykünün sonlarına doğru babasını kaybederek hayatının en büyük acısını yaşayan Joe, acısını dindirmek için bile hastanede cinselliği yaşıyor, hastabakıcılarla ve doktorlarla... Sonunda da babasını yitiriyor ve tutunacak dalı kalmıyor.

 

Tam bu noktada ormanda dolaşırken-ki her gün rutin olarak babasının anısına bu gezintiyi yapıyor-yeniden Jerome'a rastlıyor. Onunla yıllardır beklediği aşk-cinsellik ilişkisini yaşamaya başladığı sırada ise Nymphomaniac Vol 1 yani birinci bölüm sona eriyor ve çok şaşırtıcı bir gelişmeyle...

 

Peki baştaki sorumuza gelelim, bu film pornografik mi yoksa dahiyane mi? Bir kere evet filmde cinselliği hiç çekinmeksizin ortaya koyan Lars von Trier, bu anlamda çığır açmış denilebilir. Karakter tahlili ve sıradışı bir kahramanın öyküsünü sunarken Lars von Trier, özellikle bazı bölümlerde (babanın hastane günleri ve Uma Thurman'ın yer aldığı Bayan H bölümü gibi) izleyiciyi farklı bir yolculuğa çıkarıyor. Özellikle Bayan H isimli bölümde hiç cinsellik yok, ancak bol bol kara mizah ve absürdlük var, bence filmin en başarılı bölümlerinden biri...

 

İkinci bölümde anne olan, ancak aşkı bulduğu halde istediği tatmini bulamayan kahramanımız Joe, başka ufuklara yelken açmaya karar veriyor. Özellikle siyah iki adamla olan sahnesi çıplaklığın açık seçik gözler önüne serildiği bir sahne olarak ortaya çıkıyor. Halkların eşitliğini savunan Joe'nun siyahlara ''zenci-negro'' demesi ise dikkat çekiyor. Bu arada, anılarını anlattığı Seligman'ın ise aslında ''bakir'' çıkması filmin en ilginç sürprizlerinden biri... Yani bir nemfoman, yani seks düşkünü ile bu konuyu hiç bilmeyen bir adam karşı karşıya... Adamın bakirliği ile duvarda sık sık gösterilen Meryem Ana figürü arasında da bir nevi gönderme söz konusu... Sonuçta herşeyi, yani Joe'nun halet-i ruhiyesinin sebebini çözen de Sigmund Freud gibi ona bir ölçüde psikanaliz yapan bu adam oluyor.

 

Filmin sadizm-mazoşizm temalı bölümü ise gerçekten en rahatsız edici kısmı... Belki de cinselliğe duyduğu büyük düşkünlük nedeniyle kendisiyle hesaplaşan ve acı çektirmek için dayak yemek üzere esrarengiz bir adamın kapısını çalan Joe, ''Fido'' ismiyle izleyiciye kabus yaşatıyor. Bu bölümde ise Hristiyanlığın bazı öğretilerine ve İsa'nın 39 kırbaç yemesine gönderme yapılıyor.

 

Neticede o sahnelerin o kadar cüretkar olması lüzumlu muydu derseniz kişiye göre değişir. Ama von Trier gibi bir yönetmen, hele ki böyle bir konuyu kişilere tüm ''çıplaklığı'' ve hatta tabiri caizse ''sıkıntı verici boyutuyla'' vermeyi tercih eder, çünkü sinema anlayışı da zaten özetle bu... Lars von Trier'nin en dahiyane filmi mi derseniz amacı konuları ele alırken biraz da insanları rahatsız etmek olan yönetmen, ''çıkışta seyirci ayakkabısında bir taş kalmış ve ayağına batıyor gibi hissetsin isterim'' demiştir.... Ancak mafyayı anlatan bir filmin silahlar olmadan anlatılamayacağı gibi nemfoman bir kadının hayatının da bu tip sahneler olmadan anlatımı zor... Ama tıpkı şiddetten çok rahatsız olanların Quentin Tarantino filmlerinden sıkıntı duyduğu gibi etki yaratabilir bazı bünyelerde de benden uyarması... Malum Lars von Trier demek bol kepçeden aşırılık demek

 

Not: Filmin balyoz gibi bir finali olduğunu da söylemek lazım... 

 

Not2: Birinci filme oranla temponun düşük olduğu, sahnelerin yersiz uzadığı Vol 2 biraz sıkıcı... Filmin bu kadar uzun olmasına bana kalırsa gerek yokmuş, bir süre sonra artık bitse de gitsek hissi uyandırıyor