Bana Artık Hicran De tutar mı?
15.09.2014 00:45

 

Burcu B. Bilgin

 

Açıkçası yeni yayın dönemi dizileri arasında bu defa 2 yapım dışında merak ettiğim olmadı. Güçlü kadrosunun yanında kaza sahnesinin yer aldığı fragmanıyla Bana Artık Hicran De isimli dizi de bu 2 yapımdan biri. Bana Artık Hicran De, dün gece itibarıyla başladı, ilk gecesinde Fenerbahçe-Trabzonspor maçının yanı sıra, çok izlenen 2 diziyle yarıştı. Peki ilk gece karnesi nasıl bu yeni dizinin?

 

Öncelikle oyuncuları ve fragmanının beni cezbettiğini söyledim ama isminin de bir o kadar hoşuma gitmediğini söylemem lazım. İlk etapta Adını Feriha Koydum dizisine benzer bir izlenim yarattı dizinin ismi bende.. Bir de her nedense Feridun Düzağaç'ın meşhur ''FD'' parçasının, ''Gel tanışalım önce/Ben kısa FD/Ama sen bana uzun uzun seni seviyorum de'' sözleri aklıma geldi, güldüm. Her ne kadar dizinin konusu ile ismi bağdaştırmış olsalar da yine de isim yönünden dizinin notu kırık.. Sosyal medyada da dizinin ismine yönelik espriler yoğunluklu olarak devam ediyor, benden söylemesi.. Ama elbette Eve Düşen Yıldırım dizisi gibi bu saatten sonra ismi değişecek değil!

 

İsim tartışmasını geçersek, dizi, kendisine artık ismiyle hitap edilmesini isteyen şahsın yani Hicran'ın (Aslı Enver) arabada kızı olduğunu diyaloglarından öğreneceğimiz genç kızla olan sahnesiyle başlıyor. Kıza, kendisine ''anne'' değil ''Hicran'' demesini öğütleyen Enver, küçük bir çevrede hayatını sürdüren ve vitray ustası babası (Tamer Levent) ile bu sanata gönül veren bir kızı canlandırıyor. Film, bundan 16 yıl öncesinde başlıyor. Ancak orada da ufak bir sorunumuz var, o da şu ki 16 yıl öncesine gittiğimiz meşhur koca antenli Ericsson marka telefon ortaya çıkmasa çok anlaşılmıyor. Evet 1998 yılında Seksenler dizisindeki gibi şimdikinden fersah fersah geride bir dünyada yaşamıyorduk ama en azından kıyafetler, otomobiller, evler, sokaklar bundan farklıydı. Özellikle nişan sahnesinde kıyafetlerden kesinlikle 16 yıl öncesinde olduğumuz farkedilmediği gibi otomobil konusunda da aynı sorun yaşanıyor. Hiç olmazsa 1998 yılına nişanda çalan parçalarla vurgu yapılabilirdi, ancak o da yapılmamış. Dizilerde eskiye gidilmesi adına komik saçları, makyajları tasvip etmesem de burada da kahramanların o zamanlar genç olduğu hiç anlaşılmıyor, arada hiçbir fark yok yani.. Bu noktada biraz sıkıntı var gibi..

 

 

                            

 

 

-Biraz karışık başladı ama..

 

Hikayenin başlamasıyla beraber Hicran ve ailesine fazlasıyla yoğunlaşılırken, 40 dakikaya yakını öykünün diğer ağırlıklı karakterleri Murat (Alican Yücesoy) ve Sinan (Buğra Gülsoy) cephesine gidemedi.

 

Nişan sahnesiyle beraber sahneye çıkan ikili, ağır seyreden öyküyü aniden hareketlendirdi. Birbirine zıt görüntü ve karakterlerdeki iki kişinin lokomotifliğinde gideceği belli olan dizide, Gülsoy ile Yücesoy'un yanyana iki oyuncu olarak elektriğinin de iyi tuttuğunu söylemek lazım. Genelde bazı oyuncuların üzerinde bir beden büyük gelmiş ceket gibi sakil duran ''eğlenceli, çılgın, ama aslında derin karakter'' Buğra Gülsoy'da çok iyi durmuş. Alican Yücesoy ise daha önce dizilerdeki karakterlerinin aksine (Şubat ve İntikam'da ağır ve oturaklı karakterlerde izlemiştik) efendi ama daha hareketli, biraz fevri bir kimliğe bürünmüş. 

 

Vitray ustası Hicran'ın Ortaçağ döneminde geçen filmlerdeki gibi erkek zannedilip şapkasının altından saçları çıkana kadar Murat ve Sinan tarafından erkek zannedilmesi ile dizinin en eğlenceli bölümleri yaşandı. İlk bölüm sonlarına doğru istenilen tempoya ulaşmış oldu böylece...

 

 

                             

 

-Kimin kızı?

 

İlk bölümü fazlasıyla meşgul eden Hicran'ın kamyoncu talibi ile evlenmemiş olduğunu varsayarsak kendisine ''anne'' demesini istemediği kızının bu iki gençten birinden (yaşanan imkansız aşk vurgusundan yola çıkarak muhtemelen holding sahibinin kızıyla nişanlı Murat karakterinden) olduğunun sinyalleri ilk bölümde verildi. Ancak eğer kamyoncu ile Hicran evlenmeyecekse ilk bölümde kız isteme, sonrasındaki muhabbetler, yaşanan gerilim gibi unsurlar fazlasıyla ''senaryoyu uzatma'' çabaları gibi geldi bana..

 

Bölümün sonlarındaki flashbacklerle bir 16 yıl önceye bir sonraya, bir önceye bir sonraya sık aralıklarla dönülmesi, o sırada kazanın da olmasıyla beraber tempoyu artırdı. Kaza ile ilgili soru işaretleri oluşan seyirci, kendini birden 16 yıl öncede yeniden bulunca 'of' çekti mi bilinmez ama teknik açıdan hoşuma gitti.

 

Anlık reyting sıralamalarından gördüğüm kadarıyla O Hayat Benim ve Küçük Gelin gibi Pazar gecesi yoğun izlenen 2 diziye (gerçi her ikisi de AB Grubu'na çok hitap ediyor sayılmaz ama değişen reyting sistemi AB Grubu kriterlerini değiştirdiği için de belli olmaz demiştim) karşın Bana Artık Hicran De şeytanın bacağını kırmış gibi görünüyor. Reytinglerde yayınlandığı saatlerde 2. olan ve zaman zaman da zirveyi ele geçiren Bana Artık Hicran De, eğer temposunu kaybetmezse bu 2 dizinin gelecek haftalarda çekeceği var gibi görünüyor.

 

Sonuç itibarıyla kadrosu iyi, senaryosu biraz işlemeyle gelecek vaat eden, çekim ve mekan seçimleri başarılı olan dizi, özellikle kaza sahnesiyle tebriği hak ediyor. Dizide öncelikle 16 yıl öncesindeki sahnelerde biraz daha üzerinde çalışmayla eksiklikleri giderilirse tutar. Ben ise şimdiden ekranların yeni ikilisi Buğra Gülsoy ile Alican Yücesoy'a ''hoşgeldiniz'' demek istiyorum..