''Peri'' masallarına inanmayan adamın öyküsü..
19.12.2014 16:34

 

Burcu B. Bilgin

 

''Gel dans edelim Rapunzel. Upuzun elbisenle, kısacık saçlarınla dönüp duralım. Bu bir sosyal sorumluluk projesi; birlikte katlanalım. İşsizler, yoksullar, engelliler, açlar, dayak yiyen kadınlar, işkence gören hayvanlar üzerinden nirvanaya ulaşmak isteyen şirketler var. Konu mankeni olmamızı rica ettiler, alet olalım. Biraz içelim önce. Sonra kusarız. Uzat kısa saçlarını Rapunzel, sana tırmanacağım.''

 

Bu sözleri Derman haykırıyor.. O kim? O, delicesine tüketenlere, baba olmayı bilmeyen babasına, aldattığını zannedip aslında kendini aldatan karısına, peri masallarına, varoluşa, aşka, kendini zorla değiştirmek isteyenlere, attığımız her adımda dayatılanlara kafayı takmış, dünyayla dertli bir adam. Derman, Varlık ve Piçlik kitabının kahramanı, daha doğrusu anti kahramanı.. Hakan Akdoğan’ın imzasını taşıyan yeni romanı raflarda gören okuyucu, bir anda insanı özgür olmaya mahkum eden ilk kitap'' olan Sartre'ın Varlık ve Hiçlik'ini hatırlıyor. Yani yazar, kitap boyunca sürdüreceği kelime oyunlarına daha kitabın adıyla başlıyor.  

 

Varlık ve Piçlik, her satırında Derman’ı okurken, bir taraftan da ‘’iç benliğinize sık sık göz atıp onun tozunu alma isteği’’ uyandıran bir kitap. Hayata ''birkaç sıfır geriden başlamış'', alkolik bir baba yüzünden kendini ‘’piç’’ hisseden bir adam kitabın kahramanı. Dünyaya getirirken ona hiç sormamış olmalarının hüznü bir yana, şiddetle iç içe geçen sancılı yılların ardından kucağında açelyalarla kendini yeni bir kavşakta buluveriyor.. 

Yaşama ve direttiklerine karşı sık sık baş kaldırıda bulunan Derman, aslında ‘’doğruyu bilen’’, ama ''yapamayan’’ bir adam. İsmine inat ne kendisinin, ne de başkalarının derdine derman olabiliyor.. 

 

Onun sorunu dünyayla, sanki dünyayı yutmuş da bir türlü içinden atamıyormuş gibi sürekli bir ''bulantı'' hissediyor. Hep dünya tutuyor, o kusuyor, kusuyor, ama rahatlayamıyor. Kendini ''vaşak doğuran kedi'' gibi bu dünyaya ait hissetmiyor. Kafka'nın vahşi kapitalizmin ezdiği yaşamından ancak ‘’böcekleşerek’’ kurtulan Gregor Samsa'sı gibi çarklar arasında ezilmiş bir başka günümüz bireyi. Hep içinden konuşuyor, dışa vurumlarını ise anlayan pek çıkmıyor.

 

 

                                  

                                 

 

-''Mutsuzluk umut demektir''

 

 

‘’Mutsuzluk umut demektir, mutluluk ise kaygı. Umut duymak da mutluluğa kavuştuğunda kaybetme korkusu taşıyacağının göstergesi. Paradoksal rezillik’’ derken, karşısındaki Necip anlamasa da birçoklarının anlayabileceği bir ruh hali, doğruyu bilen ama yapamayanların özellikle.. 

 

Yeşilçam filmlerinde, ‘’Bu saadet hiç bozulmasın istiyorum Ferit’’ der demez izleyen sahnelerde başına gelmedik kalmayan, kör olan, kötü yola düşen esas kadın gibi herkesin sık sık içinde hissettiği bir his bu aslında. Mutluluğu, ‘’elindekileri’’ kaybetme korkusu.. Günümüzün sahip olma sevdalısı bireylerinin tüm derdi metalarla iken, bunların verdiği sahte mutlulukları kaybetmek de onların en büyük azabı olacağından.. Mutsuzlukta ise kaybedilecek bir şey yok.. Sıfırdan sıfır çıkarsa zaten sıfır kalıyor geriye..

 

Bir taraftan da market yazar kasası gibi çalışan beyni yaşama mizahi bir gözlükle bakmasına da neden oluyor Derman’ın. Hastane psikoloğunun, ‘’Hemşireler gayet şakacı olduğunu aktardılar’’ sözlerine karşılık verdiği yanıt zaten onun felsefesini de ortaya koyuyor: ‘’Varlığıma piçlikle anlam kazandırıyorum’’.. 

                                     

 

-Evli olmanın dayanılmaz ağırlığı

 

 

Sorunlarının kaynağı aslında varoluşsal Derman’ın..  Varlığına anlam kazandırmak ise ayak izlerini bıraktığı her yerde en büyük sancılarından biri. Buna karşın, kendini içinde bulduğu ‘’evlilik hapishanesine’’ hemen hemen yaşı kemale ermiş tüm bireyler gibi Derman da düşüyor.

 

Evliliğinde kendini hapishanede hisseden Derman, babasının yaşattıklarından dolayı ‘’kendini piç hissederken’’, işin içine bir de baba olma problemi ekleniyor. Henüz  ‘’doğmamış ikizlerin’’ yüzüne sakal batmasın diye tıraş olmayı düşünen Derman, eski jileti tıraş olmak için değil yaşam treninden inmek için kullanmaya karar veriyor. Yaşam bu noktada, kendisini her daim ‘’piç’’ hisseden Derman’a iki ‘’piç’’ armağan ediyor. Yaşama 1-0 yenik başlayan iki çocuk.. Asla baba olamayacak Derman’ın babaları belli olmayan zoraki çocukları.. 

 

Peri masallarına takık bir adam bir yandan da o.. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Pinokyo, Kırmızı Başlıklı Kız Rapunzel’e atıflarda bulunarak masallara inanmadığını sık sık ‘’kendi kendine’’ tekrarlayan Derman’ın iç monologları tüketim toplumundan sahte yardım kampanyalarına, medyadan toplumun yapılanmasına kadar ‘’sistemin dayattıklarına’’ isyan niteliğinde. 

 

Masallara bu kadar inanmayan bir adamın karşısına çıkan ve ‘’hayatının kadını’’ olduğunu sandığı kızın isminin ‘’Peri’’ olması da bir başka ironi. Derman’ın bitmeyen sorunları, bu kez sıradan aşkın her kurbanının başına gelebilecek ‘’rastlantısal talihsizliklerle’’ yer değiştiriyor. Derman tarafından ‘’aşkı bulmanın saf heyecanıyla’’ idealize edilen ‘’Peri Kızı’’, aslında şirket yemekleri, hafta sonunda ‘’kaçamak yapılan’’ sahte tatil cennetleri, iş koşuşturmaları gibi sıradan kaygılara sahip günümüz bireyi.  Ancak masallarda olabilecek peri kızını, ‘’masallara inanmayan bir adam’’ olarak nedense bir anda ‘’hayallerinin kadını’’ mertebesine oturtan Derman, kendi romanına ‘’mutlu son’’ yazma sorunsalını yaşıyor.

 

 

                                                        

 

 

-Kaplan, kaplan..

 

Romanın ‘’Kaybedenler Kulübü’’ ise Kaplan Bar. Derman, kendini en çok oraya ait hissediyor. Çünkü oranın müdavimlerinin hepsi birbirini anlıyor, her biri pek sevilen deyimle birer ‘’loser’’.. Bu kaybedenler ordusu, yeni yıla bile Kaplan Bar’da giriyor, daha doğrusu giremiyor. Çünkü eski yılı arkalarında bırakamıyorlar bir türlü..Derman da en büyük var oluş problemlerini burada çözüyor, masal kahramanlarıyla en ağır sohbetlerini burada yapıyor. 

 

İntiharı bir çözüm yolu olarak gören Derman, yaşam romanının sonunu kendi elleriyle yazmak istiyor. Ama kafasında yarattığı senaryolar arasından kendisini en ‘’öldürmeyecek’’ ölümü seçiyor nedense.. Belki de bilinçsizce acı çekmeye devam etme seçimini yapıyor.

 

Ben ise Derman'ın roman sayfaları bittikten sonraki yaşamını düşünüyorum.. İlk kez ‘’birinin ölmediğine’’ bu kadar üzülüyorum…