Kafamda Bir Tuhaflık: İstanbul şehrine ağıt
26.01.2015 00:05

 

Burcu B. Bilgin

 

 

‘’Mevlut köye artık yabancı olduğunu, hiçbir köpeğin onu tanımadığını anladı’’..

 

Şehirler, sokaklar, apartmanlar, merdivenler, arnavut kaldırımları, köpekler, mezarlıklar, tek gözlü, iki gözlü gecekondular, üzerine kat çıkılan binalar, pavyon köşelerinde yitik hayatlar, şaşırtan sonlar, şaşırtmayan sonlar, alkollü olup olmadığı tartışılan boza, leblebi, tarçın, kız kaçırmalar, kaçan kızlar, yükselen binalar, değişen şehir, değişen yaşamlar ve bir, birkaç veya çok birkaç ömür…

 

Orhan Pamuk’un yıllardır beklediğimiz kitabı ''Kafamda Bir Tuhaflık'', çocuk sayılacak yaşta İstanbul’a gelerek yoğurt, boza ve sonraki yıllarda nohutlu pilav satmaya başlayan ‘’kafası karışık’’ Mevlut’un hikayesi.. Bu hikayeye anlatıcı, 17 Haziran 1982 tarihinden, yani tam orta yerinden başlıyor. Mevlut, ‘’yanlış kızı’’ kaçırınca hayatı onun beklediğinden daha farklı bir yön çiziyor ve macera başlıyor.

 

Bozacı Mevlut’un köyü Konya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Gümüşdere.. Babası ile İstanbul’un yolunu tutarken, geride hem eski yaşamını, hem de annesini ve kardeşlerini bırakan Mevlut, tek göz gecekonduda babası Mustafa ile sokak satıcısı oluyor.

 

Hikaye, üç kuşak Aktaş-Karataş ailesinin başından geçiyor ve kitabın başında ailenin soyağacı da ayrıntılı olarak veriliyor. Mevlut'un amcası Hasan, ''Karataş'' olan soyadlarını ''Aktaş'' olarak değiştirince iki ailenin farklı yönlerini çizen ilk ayrışma bu oluyor. Aktaş ve Karataş ailelerinin evleri de iki farklı tepede. Mevlutların oturduğu Kültepe, solcu ve Alevi mahallesi olarak biliniyor. Amcası Hasan, karısı Safiye ile iki oğulları Korkut ve Süleyman’ın yaşadığı Duttepe ise milliyetçi ve sağcı. 1980’li yılları ülkücü-solcu çekişmesi, daha çok da Kürt ve Alevilerle kendilerine ‘’Türk oğlu Türk’’ diyenler arasında Mevlut’un lise yıllarında alevleniyor. Mevlut, Alevi ve solcu sınıf arkadaşı Ferhat ile tanışınca ilerleyen bölümlerde farklı kaderlere doğru yol alışlarının öyküsünde büyük bir dönemece giriliyor.

 

 

                             

 

 

 

-‘’KÖPEKLER BİZDEN OLMAYANI SEZER’’

 

Liseden başlayarak boza satmaya başlayan Mevlut için sokaklar hem bir geçim kaynağı, hem de iç dünyasının sıkıntılarını paylaştığı bir dert ortağı.. Sokakları bilindik üslubuyla öyle betimliyor ki yazar, her bir kaldırım taşı okurun gözünün önüne geliyor adeta...

 

Mevlut’un yoğurt ve boza satıcılığı yaparken iki büklüm olmasına neden olan uzun sırığı, her bir köşe başındaki köpekler, bozacının sesini duyunca birer birer yanan lambalar, evini dergah haline getiren hattat, Mevlut’u evlerine konuk eden insanlar, dar sokak araları, sokakların tekin olmayan insanları, İstanbul geceleri..

 

Bozacı ve yoğurtçu Mevlut’un çok korktuğu, hatta bu korkuyla Efendi Hazretleri’nin kapısını çaldığı, onlardan korkusundan ayetler öğrendiği köpekler, kitabın en önemli ''leit motive''lerinden. Efendi Hazretleri'nin, ‘’Köpekler bizden olmayanı sezer. Kim kendilerine dost, kim düşman derinden sezerler’’ demesiyle hayatının öğüdünü alan Mevlut'un, artık ‘’köyüne yabancı olduğunu’’ anlamasını da onu hiç tanımayan köpekler yüzüne vuruyor.  

 

Kitaptaki bir başka ‘’leit motive’’ de mezarlıklar.. Mevlut’un korkmak yerine huzur bulduğu, gidip bazen kafasını dinlediği mezarlıklar, yine ‘’siyah köpekleriyle’’ öyküde sık sık yer alıyor. Mevlut’un İrşad Gazetesi'nden kesip bir fotoğrafını dükkanına astığı mezarlıklar ve mezar taşları, kitabın sonunda can alıcı bir yere bağlanıyor.

 

Zıtlıklar yoluyla anlatımı güçlendiren Pamuk, ‘’sağcı-solcu’’, ‘’Duttepe-Kültepe’’, ‘’sonradan görme zengin-halinden memnun yoksul’’, ‘’işini bilen memur-dürüst memur’’, ‘’resmi görüş-şahsi görüş’’ gibi kavramlarla kahramanları arasındaki farklılıkların da altını çiziyor.

 

Üst kurmaca tekniği çeşitli yönleriyle kullanılırken, Samiha’nın kaçış sahnesinde Süleyman’ın, ‘’Sakın yanlış anlamayın, lütfen yazmayın ve YAZARAK OLAYI BÜYÜTMEYİN’’ sözleri, okunanların bunun hem gerçek bir hikaye, hem de aynı zamanda kurgu olduğuna ‘’ironik bir vurgu’’ yapıyor.

 

 

                               

 

 

 

-‘’APTALLIK KÖTÜLÜĞÜN ÖZRÜ OLAMAZ’’

 

Mevlut’un ‘’kafa karışıklığını’’ vurgulayan, ama daha derinine inerek onu bir karakter olarak okurun çok iyi tanımasına, kendine yakın hissetmesine kimi zaman olanak sağlamayan Pamuk, buna karşın Mevlut’tan çok daha reel, zamanın değişimine kendi bakış açısıyla direnmeyip farklı bir yol tutturan Ferhat ile bunu başarıyor.

 

Hikaye tekniği olarak salt bir anlatıcı kullanılmazken, hemen hemen tüm karakterlerin ağzından hikaye aralarında kendi ağızlarından anlatımlar yer alıyor.

 

Birçok Orhan Pamuk kitabındaki ''klasik haline gelen'' İstanbul anlatımı bu kitapta da çarpıcı biçimde var elbette.. Bu kitabın baş kahramanının da aslında İstanbul olduğu aşikar.. 

 

''Kafamda Bir Tuhaflık'', değişen İstanbul kentine ''sonradan gelenlerin'' hikayesinden yola çıkılarak yakılan bir ağıt.. Kitabı okurken de hem İstanbul'u bir kez daha seviyor, hem onun için üzülüyorsunuz.. Hem de kentin sokaklarında ‘’boooozaaaa’’ diye dolaşan Mevlut’u gözünüzün önüne getirdikçe canınız boza istiyor ve alıyorsunuz…