Nadide Hayat: Lütfiye Çıtır derin sularda!
20.12.2015 19:21

 

 

Burcu B. Bilgin

 

Aslına bakarsanız tüm yıl karalar bağlamışken, tam yeni yıla yakın böyle filmler izlemeyi seviyorum. Nereden benzettiysem, genel havasından mıdır, isim benzerliğinden midir yönetmen Çağan Irmak’ın son filmi ‘’Nadide Hayat’’, Yılmaz Erdoğan’ın en sevdiğim filmlerinden ‘’Neşeli Hayat’’ etkisi yaptı bana… Biri tam bir yeni yıl, diğeri sıcacık yaz filmi olsa da… Kendini kaybetmiş bireyin yeniden bulma öyküsünü anlatan sıcak filmleri, içimizi kasvet bastıran 2015 kapanışı için ideal buldum. Onun için herkes ‘’yıldızları savaştırırken’’, ben ‘’Nadide Hayat’’ filmini seçtim 2015’in son günlerine doğru özellikle bireysel terapi arayışında olanlar için… 

 

Filmi izledikten sonra en yakın arkadaşımla telefonda konuşurken Zeynep bana, ‘’Eğer yine birileri ölüyorsa ben hiç izlemeyeyim’’ dedi. Aslında Zeynep haklı. ‘’Babam ve Oğlum’’, ‘’Dedemin İnsanları’’, ‘’Unutursam Fısılda’’ gibi çok iyi filmlere imza atan, ama artık insanların ‘’kağıt mendil satın almadan’’ filmlerine girmekten ürkmeye başladığı Çağan Irmak, bu başarılı yapımlara karşın seyircinin gözünde ’’ağlatan yönetmen’’ imajına büründü iyiden iyiye… Her ne kadar ‘’Ulak’’, ‘’Issız Adam’’, ‘’Mustafa Hakkında Her Şey’’ gibi çok farklı sinema deneyimleri olsa da aynı kalıba oturmak, yaftalanmak biraz da esasen en azından sinema serüveninde sürekli başka ufuklara yelken açmayı seven başarılı yönetmenlerin korkulu rüyası. İşte tam da bu noktada Çağan Irmak gerçekten de yeni bir ufka doğru yelken açmış. Hem mecazi, hem de gerçekten… Bu kez ağlatmayı bırakıp gülümsetmeye karar vermiş Çağan Irmak… Ortaya da ‘’Nadide Hayat’’ çıkmış.

 

’’Nadide Hayat’’, üniversite yaşamını evlendiği için yarıda bırakan 50’li yaşlardaki (bazı eleştirmenlerin yorumlarında 60 diye abartılmış, kahramanımız daha okurken evlendiği için en fazla 50 yaşında)  Nadide’nin (Demet Akbağ) eşini 30 yıllık evliliğin ardından kaybedince bir anda kendini boşlukta bulmasıyla başlayan olaylar dizisini anlatıyor.

 

 

 

                                            

 

 

 

Neredeyse her filmde ‘’eşi ölmeye’’ başlayan ve başsağlığı sahnelerini bile traji komik yorumlamalarıyla her daim başımızın üzerinde yeri olası Demet Akbağ’ımız, daha ilk sahnelerden güldürmeye başlıyor. Tüm yapım boyunca da alışageldiğimiz başarılı performansıyla ‘’Bir Demet Akbağ Filmi’’ hüviyetine kavuşuyor Nadide Hayat… Bu filmi de sırtlayan Akbağ’ın rol aldığı tüm yapımları izleyen iflah olmaz bir fanı olarak da hiç şikayetçi olmadığını söyleyebilirim. Film boyunca ‘’Bir Demet Tiyatro’’ ile hayatıma giren Demet Akbağ’ın oradaki hazır cevap, zeki ve eğlenceli Lütfiye Çıtır karakterini bolca hatırladığımı ve özlem giderdiğimi de eklemem lazım. 

 

Yönetmen Irmak, ‘’Nadide Hayat’’ filmi boyunca bugüne kadar denemediği birkaç şeyi yapmış ve başarmış. Bunlardan biri de absürt komedi. Leyla ile Mecnun, Kardeş Payı, İşler Güçler gibi dizi filmlerde bu türü başarıyla uygulamaya başlamış Türkiye sineması açısından ‘’Nadide Hayat’’ da bu sahnelerle iyi bir yerde duruyor. Çağan Irmak ve ekibi, traji komik taziye, apartman görevlisinin en tuhaf anlarda ortaya çıkması, Nadide’nin tekrarlanan enteresan hayalleri, Tarık Tarcan’ın yer aldığı tv programı, kaplumbağaların dile gelmesi, üniversite öğrenci işlerinde bir anda orkestranın ‘’hoşgeldin’’ müziğine başlaması gibi absürt komedi öğelerini barındıran sahneler, absürt komediyi ustaca filmin içine katıyor.

 

 

 

                                             

 

 

 

-Hayat 50’sinde başlar

 

Filmde, baş kahramanımız Nadide, 30 yılını verdiği eşini kaybettikten sonra tüm sosyal faaliyetlere giren, her yerde kaybettiği yıllarını arayan, tam da kızı (Gizem Erdem) ile damadının (Sadi Celil Cengiz) yanına taşınıp torununu büyütmeye karar vermişken, bir anda torununun tabletinde karşısına çıkan ‘’Üniversite Affı’’ haberiyle rotasını değiştiriyor ve yarıda bıraktığı okuluna dönüyor.

 

Nadide Hanım’ın yarıda bıraktığı bölümü Ziraat Fakültesi’nin ’’Su Ürünleri’’ bölümü. Daha okula döner dönmez dakika bir gol bir klişe bir şekilde kahvesini esas oğlan Yusuf Kaptan’ın (Yetkin Dikinciler) üzerine döken Nadide, yine eğlenceli ve biraz da tekrardan klişe biçimde ‘’zıtlıklar üzerine kurulu aşkın’’ çatısını çatıyor. Bu esnada okulun ilk gününde kendisini iki kayıp Caretta Caretta’yı Ege sularında arama projesinin içinde bulan Nadide için bir anda kaos başlıyor. Nadide, 2 gün sonra Hababam Sınıfı’ndan fırlamışçasına haylaz, Amerikan filmlerindeki kadar uçarı, günümüzün bazı şehirli gençleri kadar teknoloji hastası ve amaçsız 2’si kız, 2’si erkek 4 öğrenci (Ümit Erlim, Irmak Örnek, Batuhan Begimgil ve Çişem Çancı), içine kapanık ve romantik genç bir yol arkadaşı (Efecan Şenolsun), projeyi yürüten şahsına münhasır öğretim görevlisi (Sevil Akı) ve tabii ki tekne kaptanı Yusuf ile Ege’nin sularında buluyor. Böylece de macera start alıyor.

 

Hayatının 30 yılını sadece eşine, çocuk büyütmeye, ev işleriyle ilgilenmeye, küçük sosyal çevresindeki aktivitelere ayıran Nadide, hayatının en önemli kararını verdikten sonra girdiği yeni dünyada birçok şeyi garipsiyor. Bir nevi Forrest Gump gibi insanlar onu, o insanları tuhaf bulurken, neredeyse hepimizin annelerimiz ve belli bir yaşın üzerindeki teknolojiyle tanışmamış nesilde gördüğümüz akıllı telefon, tablet, sosyal medya, selfie paylaşımı gibi ‘’yeteneksizlik geliştirdiği’’ alanlarda büyük bir sınav veriyor. O, bir yandan genç neslin yaşamının vazgeçilmezi olan teknolojiyi, daha Boğaz vapurunda karşıya geçerken midesi bulanırken derine dalmayı öğrenirken, çevresindekiler de ondan çok şey öğreniyor. Böylece filmin tüm kahramanları, çevrenin, şartların ve anın getirdiği bu beklenmedik sınav sayesinde birbirini anlamaya çalışıyor. Galiba film de asıl bunu anlatıyor.

 

Film, bütün anlatmak istediklerini, Yusuf Kaptan’ın finale doğru teknede tüm araştırma grubuna yaptığı konuşma ile çok güzel bir şekilde zaten özetliyor. En önemlisi de ''Diyenler sadece konuşanlardır Nadide Hanım... Yaşamak isteyip de yaşayamadıkları için başkalarını ayıplayıp intikam alırlar''  sözleriyle...

 

 

                                          

 

 

 

-‘’Umut Işığım’’ olmuşsa bu neden olmasın?

 

Filmin içinde birçok şeyi anlatmak isterken, asıl konu olan Caretta Caretta’ların izlenmesi, su altındaki araştırma ve proje konuları biraz üstün körü geçilse de Güney Ege’nin eşsiz doğası ve kişilerin içsel yolculuğu bu eksikliği seyirciyi çok da rahatsız etmiyor. Ama keşke sualtı sahneleri biraz daha iyi olsaydı tadından yenmezdi demeden de geçemiyorum. 

 

Birbirinden çok farklı bir grup bireyin içsel yolculuğunun yanı sıra, orta yaşlarını sürüp ‘’Aman canım bu yaştan sonra’’ diyenlerin, yaşamı ıskalayıp finale doğru umutsuzca gün sayanların, hayata kara gözlüklerle bakanların ilacı gibi bir film olmuş ‘’Nadide Hayat’’… Çağan Irmak’ın mendili bırakıp bu kez kahkahayı tercih etmesi, bunu da ‘’Muhteşem Yüzyıl’’, ‘’Kösem’’ gibi dizilerle tanıdığımız yapımcı Timur Savcı’nın TAFF’ı (Tam Aile Filmleri Fabrikası) gibi sağlam bir ekiple yapması, filmin diğer artıları. 

 

Aslında hepimizin bildiği gibi artık sinemada ele alınmadık konu kalmadığı, uzaydan denizin dibine kadar her mekan, aşktan cinayete, savaştan günümüzden 150 yıl sonrasında yaşananlara kadar her tema işlendiği, bir konu etrafında sayısız film yapıldığı için elbette ki ‘’Nadide Hayat’’ filminin de bize bugüne kadar izlediğimiz bazı yapımları çağrıştırması doğal. Ben, yerli yapımları dramatikse ‘’ağlak’’, eğlenceliyse ‘’sulu’’, aşk filmiyse ‘’klişe’’, korku filmiyse ‘’teknik açıdan sıfır noktasında’’, seyirciyi mutlu ediyorsa ‘’piyasa işi’’, bol ödüllüyse ‘’sıkıcı sanat filmi’’ diye nitelendirenlerin mutlaka bir kulp takacağına eminim. ‘’Nadide Hayat’’, Bradley Cooper-Jennifer Lawrence ikilisinin Oscar ödüllü ’’Umut Işığım/Silver Linings Playbook’’, baba oğul Smith’lerin  ‘’Umudunu Kaybetme-The Pursuit of Happyness’’ filmleriyle aynı noktada duruyor.. Açıkçası ben büyük bir keyifle izledim.

''Nadide Hayat'', bir sinema baş yapıtı değil. Zaten kendisinin de öyle bir iddiası yok. Bu film, hayatta vazgeçmemeyi öğütleyen, her yaşın güzelliği olduğunu vurgulayan, bireyi iç yolculuğa yönlendiren, gülümseten, hatta güldüren ve en önemlisi de umut dağıtan bir film. Ama zaten bizim de böyle kapkara bir dünyada yaşarken buna ihtiyacımız yok mu? 

 

NOT: Film boyunca ''Ah ben nereden tanıyordum?'' sorusuna kafayı takıp filme adapte olamayanlar için tüyo... ''Bora'' rolündeki Batuhan Begimgil'i ''Medcezir'', ''Cem'' rolündeki Efecan Şenolsun'un ''Güneşi Beklerken'', ''Kerim'' rolündeki Ümit Erlim'i ''Pis Yedili'' gençlik dizilerinden tanıyoruz.