Mustang: Oscar koşusunda ayağı kırık bir at
18.01.2016 00:14

 

Burcu B. Bilgin

 

Bazen ben de Nuri Bilge Ceylan gibi üzülüyorum ”yalnız ve güzel bir ülkem” için… Esasen  ”Mustang” filmini izledikten sonra bu üzüntüm biraz daha derinleşti. İlk defa şöyle Oscar amcaya yaklaştık, Türkiye’nin ve kadınlarının sorunlarını işleyen, bizim dilimizde, bizim elimizde çekilmiş bir film var, Fransa adına yarışsa bile bize ait diye sevinebilecekken kazın ayağı maalesef hiç de öyle değil. Çünkü bu film içine ”akla gelen her türlü malzeme” atılmış, beceriksizce pişirilmiş tatsız tutsuz bir  yemek gibi…

 

Fransa adına Oscar için yarışan 37 yaşındaki yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metrajlı filmi ”Mustang”… Hikayemiz, bir yaz günü denize formalarıyla atlayarak erkek arkadaşlarıyla oyun oynayan 5 genç kızın, komşuları tarafından ailelerine şikayet edilmeleriyle başlıyor.

 

Güneş Nezihe Şensoy, Doğa Zeynep Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu ve İlayda Akdoğan tarafından canlandırılan öksüz ve yetim kızlar,  sorumluluklarını üstlenen amcaları ve babaanneleri tarafından eve kapatılıyor. Sonrasında korkunç bir baskıya maruz kalan kızlar için, onlara yerlere kadar entariler giydirmek, evin çevresini demir parmaklıklarla örmek, duvarları yükseltmek gibi radikal önlemler alınırken,  sık sık ”iyi ev kadını olma”, ”yemek yapma”, ”kocaya itaat” gibi dersler veriliyor.

 

 

                                                 

 

 

-Rapunzellerin şatosunda sorun var

 

Aileleri neticede çareyi küçük yaştaki kızları ilk isteyen kısmetlerle evlendirme yolunu seçiyor. Filmin ilerleyen dakikalarında, bekaret kontrolü, Türkiye’nin politik yapısından kaynaklanan ve giderek artan mahalle baskısı, fiziksel ve manevi şiddet, küçük yaşta evlendirilme gibi cümle alem sorunlar bu 5 kızı buluyor.

 

Eh ”Bütün bunlarda ne var, bunlar bizim ülkemizin sorunları” diyebilirsiniz. Çünkü sizlere derli toplu anlatmaya çalıştığım bu konuyu senaryoyu kaleme alan Deniz Gamze Ergüven-Alice Winocour ikilisi bu şekilde aktarmıyor. Aksine, hepsini dağınık olarak öbek öbek seyircinin üzerine atıyor ve film kopuk kopuk anlatımlarla lastiği patlamış kamyon gibi yol almaya çalışıyor.

 

Senaryoda 5 kız, babaanne ve amcaları ve öykünün diğer tüm kahramanları dahil olmak üzere hiçbir karakterin kişisel özellikleri net olarak vurgulanmıyor. Sanki her biri içleri boş, bilim kurgu filmlerindeki robotlar gibi öykünün içinde edilgen olarak  yer alıyorlar. 5 kızdan sadece Lale’nin bağımsızlığı, kadın rollerini reddedip erkeklerle eşitliği seçmek, mesela araba kullanmak, maç izlemek istemesi işleniyor. Diğer karakterler ise ”tanımlanamaz cisimler” halinde ve tutarsızlıklar göstererek varlıklarını sürdürüyor. Rapunzel’in şatosunu andıran bu ortamda kötüler de salt kötü. Babaanne ve amca, Erol Taş ve Aliye Rona gibi her saniye hangi kötülüğü yapsak diye fırsat kolluyorlar. Karakter olmaktan çok ''ucu sivriltilmiş'' birer tip havasındalar flim boyunca... 

 

 

 

Mustang Filmi

 

 

 

Aşırı didaktik dil kullanımı da filmin bir başka sorunu. Özellikle Avrupa seyircisinin ilginç bulması için çekildiği izlenimini veren kız isteme, düğün gibi sahnelerde de yapaylık mevcut. Düğünde Hozatlı Ahmet Yurt Dede’nin ”Eşrefoğlu Al Haberi” türküsünün çalınması da bir başka enteresan seçim. Türk izleyicinin aklına ailenin Alevi olduğu gelse de bunu da öykü içinde vurgulayacak başka herhangi bir detay yok.

 

Sinema dili açısından da ”Mustang”, çekim tekniği açısından masalsı bir havada başlıyor ve giderek acemice çekilmiş belgesellere dönüşüyor. Aşırı teatral diyalogların yer aldığı, çoğu zaman oyuncuların ne dediğinin bile anlaşılmadığı yapım, filmden çok yer yer Anadolu belgeseli, yer yer skeçleri andırıyor.

 

-Tribünler alkışlasın da… –

 

Neticede Türkiye’de toplum baskısı, kadın sorunları, bekaret, küçük gelinler gibi konuları işleyen onlarca değerli film varken bu konuda anlatımı bozuk, konuları dağınık işleyen, karakterlerinin içi boş, sinema dili didaktik olan  ”Mustang” filmi ilk tercihimiz olmaktan uzak.

 

Ancak, bu film, Türkiye’de özellikle küçük çevrenin gerçeklerini ve sorunlarını bilmeyen, bu konuları belki de ilk kez bu filmde görecek olan yabancı seyirciye elbette ki ilginç ve farklı gelebilir. Böyle olduğu da açık ki, ”En İyi Yabancı Film” dalında Oscar ödülü için yarışıyor. Bu konuda çok daha iyi örnekleri yıllardır izleyen bizlerin açısından ise ne yazık ki kral çıplak…