Kırmızı Saçlı Kadın: Sırla dolu hayat kuyusu
02.03.2016 21:41

 

Burcu B. Bilgin

 

Orhan Pamuk’un, uzun yıllar üzerinde çalıştığı ‘’Kafamda Bir Tuhaflık’’ kitabından aşağı yukarı 1 yıl sonra yeni bir kitapla daha okur karşısında olacağını duyduğumda açık söylemek gerekirse ‘’Saf ve Düşünceli Romancı’’ gibi bir çalışmasını sunacak sanmıştım. Daha sonra efsanelerle iç içe geçmiş bir öyküyü anlatacağını öğrendim ve merakım arttı. Derken ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’ arz-ı endam etti.

 

‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’, bundan 30 yıl önce, eczacılık yapan eski bir 12 Eylül hükümlüsünün oğlu olan Cem’in yaşamlarında sonradan değişen şartlar gereği bir kuyu ustasının yanında çırak olarak Öngören isimli bir kasabanın yolunu tutmasıyla başlıyor. Babasından yakın gördüğü Mahmut Usta ile yeni kurulacak bir boya fabrikasında kullanılmak üzere bir kuyu kazan ve bu kuyuda su arayan 16 yaşındaki Cem, neredeyse tüm gününü ustasıyla beraber geçirirken onun kendisine anlatmaya başladığı Kur’an-ı Kerim mesellerine karşılık o da bir hikaye anlatmaya karar veriyor.

 

Ustasının didaktik hikayelerine karşılık Cem, tam tersine Sophokles’in Kral Oidipus’unu anlatıyor ustasına. Oidipus’un bilmeden kendi annesiyle beraber olması ve hatta ondan çocukları doğmasını, sonra da bilmeden öz babasını öldürmesini konu alan bu efsaneden sonra Cem ile ustasının hayatına bu kez farklı günlerde, ancak aynı şekilde Firdevsi’nin ‘’Rüstem ve Sührab’’ı giriyor. Bu kez de bir gecelik ilişkisinden doğan oğlunu tanımayan Rüstem, savaş meydanında öz oğlu Sührab’ın canına kıyıyor. Böylece oğlunun babayı öldürdüğü ‘’Kral Oidipus’’ ile babanın oğlu öldürdüğü ‘’Rüstem ve Sührab’’ efsanelerinin ışığında aslında Doğu ile Batı karşı karşıya geliyor.

 

Orhan Pamuk, kitap boyunca Doğu-Batı çarpışmasını farklı örneklerle ortaya koyuyor. ‘’Batı’da oğul babayı, Doğu’da baba oğulu öldürür’’ sözüyle iki efsanenin özünü ortaya koyan usta yazar,  kitabın sonlarına doğru Doğu ile Batı’nın çarpışmasını hiç beklemediği biriyle daha net biçimde yaşıyor. Nasıl ve neden ona girmeyerek kitabın sürprizini bozmak istemiyorum. Kitabın peşine düştüğü meselelerin başında baba ile oğul arasındaki çatışma geliyor. Turgenyev’in ‘’Babalar ve Oğullar’’ındaki gibi birkaç kuşak boyunca aynı aileyi öyküleyen Pamuk, bunu yaparken de ‘’babasız büyümenin’’ veya ‘’babası olduğu halde babasız büyümenin’’ dimağda yol açtığı travmayı da işliyor. 

 

 

                                   

 

 

-‘’Devlet babanın sert yumruğu’’

 

Kitap boyunca metaforlara sık sık başvuran Pamuk, elbette ki burada ‘’baba’’ kavramını yalın olarak kendi anlamında değil, aynı zamanda devletle de bütünleştiriyor. 12 Eylül ve o dönem kuşağının ezilmişliğini, yenilmişliğini, yaşanan ve yaşatılan acıları kitabının kahramanları yoluyla satırlara döken Pamuk, işte bu noktada da ‘’baba’’ ile devlet babayı da kastettiği bir öykülemeye gidiyor.

 

‘’Salt 12 Eylül’ü anlatmaya girişmeden’’ 12 Eylül’ü anlatmayı başaran Orhan Pamuk, bunu da öyle bir ustalıkla yapıyor ki romanın içine yerleştirilen bu bölümlerde yürek burkan bir hissiyata sürüklüyor okuru. 12 Eylül darbesini işleyen bölümler, kitabın sonlarına doğru artarken, ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’ın şahsında ‘’kırmızıya’’ vurgu yapılıyor. Kırmızı ‘’saç rengini’’ özel olarak seçtiğini ve hiç vazgeçmediğini söyleyen ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’, doğal olarak sosyalizmin rengi olan kırmızıyı seçimiyle davasından ayrılmadığını anlatmış oluyor.

 

 

                                   

 

 

-Çarpık kentleşme ve Öngören-

 

Orhan Pamuk, ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’ kitabında birden fazla konuyu bir potada eriterek, hem de hiç dağıtmadan, zorlama bir her şeyi anlatma heyecanına kapılmadan, ‘’tariflerindeki göz kararını’’ bilen aşçı ustalığıyla okura anlatıyor.

 

Mekan konusunda ise ’’Kafamda Bir Tuhaflık’’ kitabındaki Gültepe ve Kuştepe semtleri aracılığıyla anlatımında ‘’sağ/sol’’, ‘’Türk/Kürt’’, ‘’milliyetçi/solcu’’ karşılaştırmasını sık sık okurun önüne koyan Pamuk, bu kez de ‘’çarpık kentleşmenin’’ sembolü olarak Öngören’i seçiyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Öngören’i sembol olarak seçerek de tüm İstanbul’daki çarpık kentleşmeyi anlatıyor Orhan Pamuk…

 

Yazarın mekan tasvirlerini bilenler için Öngören’in sokaklarında yürümek de bir sürpriz değil açıkçası. ‘’Kafamda Bir Tuhaflık’’ kitabında boza ve yoğurt satan Mevlut’un gezdiği sokakları nasıl başarıyla tasvir ediyorsa Orhan Pamuk, Öngören kasabası için de bunu yapıyor. Bir anda sanki oradaymış gibi kendinizi önce Lokantalar Sokağı’nda, sonra çadır tiyatrosunda, daha sonra Mahmut usta ile Cem’in kazdığı kuyuya giden uzun yolda bulabiliyorsunuz. Yoldaki dinginliği Cem’i başını çıkarmış kaplumbağaya rastlatarak, aynı şekilde aynı yoldaki uğursuz bir geceyi de sürekli havlayan, huysuz bir köpekle anlatmak, iç rahatlığı ile huzursuzluğu sembollerle okura yansıtmak da Orhan Pamuk’un başvurduğu yollardan.

 

 

 

                                 

 

 

-‘’Kara Kitap’’a en yakın romanı-

 

Kitap boyunca Doğu ve Batı sanatını, efsaneleri anlatan Pamuk, tam bir İstanbul aşığı olduğundan en sevdiği şehre ilişkin de ayrı bir yer ayırıyor. İran edebiyatı, şark eserleri, Bizans’tan bugüne İstanbul tarihi, efsaneler, Avrupa ülkelerindeki müzeler ve oradaki eserleri anlatırken sık sık Kırmızı Saçlı Kadın’ı da birçok bölümde bir tabloyla yeniden anımsatıyor. 1828-1882 yılları arasında yaşamış ressam Dante Rossetti’nin tablosu aracılığıyla Kırmızı Saçlı Kadın’a vurgu yapan Pamuk, kitap boyunca bir sanat tarihi dersi de veriyor okura.

 

Çok araştırıp kaynak tarayarak yazıldığı belli olan kitabın benim açımdan en değerli yönü ise Pamuk’un kült eseri ‘’Kara Kitap’’a en yakın bulduğum romanı olması hiç kuşkusuz. Edebiyat tarihinde yaptığı gizli montajlar açısından başka bir örneği bulunmadığını Doğulu, Batılı birçok edebiyatçının sık sık tekrarladığı ‘’Kara Kitap’’takine benzer bazı gizli montajlara bu romanda da başvurmuş Pamuk. Pamuk, sık sık örnek verdiği ‘’Kral Oidipus’’ ile ‘’Rüstem ve Sührab’’ kitaplarının dışında Shakespeare’in baş yapıtı Macbeth ile de kahramanı Cem’i bağdaştırıyor. Macbeth’in çocuksuzluğu bunu ifade eden Pamuk, Yusuf’un kuyuya atılmasını da Mahmut usta ile ilişkilendiriyor. 

 

Kısacası ‘’Kırmızı Saçlı Kadın’’, 12 Eylül, çarpık kentleşme, baba-oğul çatışması, devletin soğuk yüzü, sanat tarihi, efsaneler, Doğu-Batı sanatı, Doğu-Batı çatışması gibi birbirinden farklı birçok konuyu anlatan ve Orhan Pamuk’un en iyi kitapları arasında yer almış bir kitap. Özellikle ortalarından itibaren bir polisiye sürükleyiciliğine de sahip olan kitabı birkaç günde bitirirseniz şaşırmayın. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.