Aşkta neden sınıfta kaldık?


Burcu B. Bilgin

Çevremde ne kadar insan varsa aynı şeyden şikayetçi… Aşk diye bir şey yok, kimse beni anlamıyor, bu devirde aşk mı olur… Kadınlara göre erkeklerin hepsi aynı, iyi olanlar da zaten ”kapılmış”… Erkeklere göre kadınlar çok kaprisli, yaptıklarına bir türlü akıl sır ermiyor.

Genelde 21. yüzyıl toplumu olarak aşkta sınıfta kalıyoruz. Daha sevgili iken başlayan problemler evliliklerde katlanarak büyüyor. Peki ne yapıyoruz da böyle oluyor?

Aşk

1- Daha birey olamamışken çift olmak: Geçtiğimiz günlerde sinemaya gittim, hafta sonu idi ve gerçekten esaslı bir kuyruk vardı. Arkamda bir çift vardı. Kızın görmek istediği bir film var, adam ise sürekli yakınıyor. Sonra adam, ”Benim tatlı bir şey yemem lazım” diye tutturdu. Kız da iyice sinirlendi.

Ama adam yine de ”Ben ayakta bu kadar bekleyemem” diye kalktı, ciddi ciddi kuyruktan ayrıldı ve tatlı bir şeyler alıp arkadaki kafenin önüne oturdu. Kız bir süre bekledi, baktı gelmiyor, o da gitti yanına oturdu. Film milm kalmadı yani.

Aşk

Dışarıdan bakıldığında çözüm net. Zaten sanat galerilerinde de tablolar en iyi biraz uzaklaşarak görülür.  Bütün sorun birey olamamakta, birey olarak kendi içinde problem yaşayınca da çift olarak da iletişimsizlik doğuyor. Kız şöyle düşünemiyor: Sinemaya yalnız gelsem zaten bu kuyrukta bekleyeceğim, ikimiz için de bekleyebilirim.

Erkek de şöyle düşünemiyor: Sevdiğim insan bir şeye heveslenmiş, biraz ayakta dursam veya aç kalsam da olur. Kimse taviz vermeyince de ortaya bu tablo çıkıyor. Kendi içinde huzurlu olan birey, karşısındakine de mutluluk verir. Bu yok.

Aşk

-Beyaz atlı prens, ipek elbiseli prenses beklemek: İnsanlar biriyle sevgili olduklarında hayatlarına sihirli değneğin değeceğini, bütün sorunlarının biteceğini, her şeyin filmlerdeki gibi olacağını sanıyor.

Kadınlar bütün maddi sıkıntıların, manevi beklentilerinin bir erkek tarafından sona erdirileceği hayaliyle yaşıyor. Erkekler işlerini görecek bir kadın, çocuklarını doğuracak bir ana, hem de evde her daim güzel bir kadın istiyor. Bu kadar beklenti de sonunda hüsran yaratıyor. Çünkü ne kadar çok şey beklerseniz o kadar hayal kırıklığına uğrarsınız.

Aşk

-Kendini mükemmel, karşısındakini felaket zannetme: Bir başka ilişki hatası da kendi kusurlarını görmeyip hep karşı tarafın yanlış olduğunu düşünme…

Yukarıda anlattığım sinema örneğindeki gibi kendini haklı görmekten kaynaklanan gerginliğin sonucunda sürekli karşı tarafı suçlama, tartışma yaratma, kendi hatalarını hiç görememe, kendisiyle yüzleşememe, en önemlisi de empati kuramama yüzünden mutsuzluk, kavga ve sonunda da ayrılık geliyor.

Aşk

-Erkeklerin genç kadın, kadınların zengin erkek tutkusu: Bazı kadınlar, özellikle de maddi durumunu erkek sayesinde düzeltmeyi bekleyenler zengin erkeklere, erkekler de özellikle yaş ilerledikçe genç kadınlara yöneliyor.

Toplumda erkeklerin kendilerinden 10-15 yaş genç kadınlarla beraber olmasına hoşgörü gösterilmesi bu durumun önünü açarken evliliklerin azımsanmayacak kadar çoğu da erkeklerin genç kadın sevdası yüzünden bitiyor. Genç kadınların paralı ve statülü erkek tutkusu da bu sorunun yaygınlaşmasını körüklüyor.

Aşk

-Evlenince değişme: Bir başka önemli sorun da bu… Evlenene kadar birbirine hoşgörü gösteren, arada kavgalar olsa da iyi geçinen erkek ve kadın evlendikten sonra farklı bir çehreye bürünüyor.

Bir de işin içine çocuklar girince erkek, onların sorumluluğunu kadının üzerine itiyor, kendini dışarı vuruyor. Kadın çalışıyorsa üstelik de anneyse bu sorumluluklar yoruyor ve eşine karşı hoşgörüsü azalıyor. Önce sert kavgalar, sonra boşanma geliyor.

Aşk

-Kıskançlık ve güvensizlik: Doğu toplumlarında daha çok görülen kıskançlık, karşısındakine gibi görünse de en başta da kendine güvenmemekten kaynaklanıyor.

Birbirininin telefonunu karıştırma, arkadaşlarını soruşturma, eve geliş gidiş saatlerini inceleme, sözlerine güvenmeme ile kendini gösteren kıskançlık bir yılan gibi ilişkiyi zehirliyor, dayanılmaz olursa ilişkiyi bitiriyor. Hatta ülkemizde sıkça gördüğümüz üzere kadın cinayetlerine yol açıyor.

Aşk

-Bencillik: Bütün bu sorunların bir çoğunun temelinde de bencillik yatıyor. Karşısındakini düşünmeyen, empati kuramayan, sürekli olarak kendi istek ve ihtiyaçlarını ön plana alan günümüz bireyi, bu nedenle günü birlik ilişkiler yaşıyor, yaşadığı ilişkilerden çabuk sıkılıyor, farklı alternatifler deneyerek sorunu aşacağını zannetse de daha derine batıyor.

Love

-Birbirini değiştirme hastalığı: Bu bizim toplumca hastalığımız, birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan bir türlü usanmadık. Çoluğumuzu, çocuğumuzu, arkadaşlarımızı, ailemizi, en çok da sevdiğimizi değiştirmeye çalışıyoruz.

Bir insana aşık oluyoruz ama sonra onu hamur gibi yoğurmaya çalışıyoruz. Onu giyme, bunu çıkarma, oraya gitme, bununla gezme, öyle söyleme… Bir kendimizi değiştirmeye çalışmıyoruz, çünkü nedense hepimiz mükemmeliz.

Love

İşte bütün bu sorunlar neticesinde kısa süren ilişkilere, mutsuz evliliklere, bir türlü uygun kişiyi bulamamaya, ”bütün iyilerin kapıldığına” inanmaya, kısacası yalnızlığa mahkumuz. Çünkü kendi içimizde mutlu değiliz ki bir başkasını mutlu edebilelim. Belki de bu yüzden ”aşkın” ismini bile duymak istemiyoruz ve 14 Şubatları da sevmiyoruz. Sonra da kapitalizmin arkasına sığınıp protesto ediyoruz. Nerede saklanıyorsa yaşasın aşk…

Aşk

+ Hiç yorum yapılmamış

Yorum yap