Roma, kesinlikle Roma


Burcu B. Bilgin

Genç prenses, dolu dolu geçen bir günün ardından artık gerçek kimliğiyle gazetecilerin karşısındadır. Bir muhabir sorar: ”Bütün Avrupa’da en çok nereyi sevdiniz?” Kim olduklarını saklayarak geçirdikleri 1 günün ardından maskesini çıkarmış, kendisi olarak aşık olduğu gazetecinin gözlerine bakarak söyler: Roma, kesinlikle Roma…

Bunları 64 yıl önce söyleyen Prenses Ann (Audrey Hepburn) haklı, Roma, Avrupa’nın değil dünyanın en güzel şehirlerinden. İşte sizler için tarihiyle, günlük yaşamıyla, müzeleriyle, alışveriş vahalarıyla bir Roma rehberi:

-Yürüyerek bir şehri yaşamak: Çoğumuz Booking veya Hotels gibi sitelerden otel araştırırken ”Kent merkezine yürüme mesafesinde” yazınca orada bir dururuz. Her ne kadar Roma Tatili’nin kahramanları minik arabalarıyla şehri gezse de aslında merkeze çok uzak bir otelde kalmıyorsanız hemen her yere yürüyerek gitme imkanınız var.

Biraz uzak yerlere ise geniş toplu taşıma olanaklarından faydalanarak gidebilirsiniz. Ancak Vatikan için bir not düşeyim, zaten orada haddinden fazla yürüyeceğiniz için taksi veya toplu taşımadan faydalanmanızı tavsiye ederim.

Roma

-Turist sever insanlar: Ben çok sıcaktan hoşlanmadığım için seyahat için bahar aylarını tercih ediyorum. Roma da bu mevsimde çok güzel. Dünyanın her köşesinden, özellikle de Uzakdoğu ve Uzak Asya’dan çok fazla turist alan Roma, ayrıca aşağı yukarı aynı kültürü paylaştıkları İspanya’dan ve komşusu Fransa’dan da çok ziyaretçi ağırlıyor.

Roma halkına gelince gerçekten ”turist sever” insanlar. Avrupa’da giderek ırkçılığın yükseldiği, özellikle Ortadoğu halklarına karşı önyargının tavan yaptığı bu dönemde çok önemli elbette. Yol sorduğunuz, alışveriş ettiğiniz, yolunuzun kesiştiği herkes son derecede yardımcı.

Roma

-Roma güvenli bir şehir mi?: Eminim ki Roma’ya seyahat planlarken herkesin ”Roma’nın meşhur hırsızları beni bulur mu?” diye bir düşüncesi vardır. Roma’da soyulan insanların hikayelerini okudukça, dinledikçe bu endişe artar.

Hem böyle kapkaç olaylarının önüne geçmek, hem de tüm dünyadaki terör saldırılarından dolayı Roma’ya deyim yerindeyse asker ve polis kuş uçurmuyor.

Özellikle şehrin kalabalık ve turistik bölgeleri başta gelmek üzere her sokak başında asker ya da polis var, bunun yanında polis arabaları da sürekli devriye geziyor. Şüpheli şahıs gördükleri zaman ise hemen yanına gidiyorlar.

Fontana di Trevi

-Aşk Çeşmesi ve ”sanal aşıklar”: Turistlerin en önemli uğrak noktalarından başlıcası La Fontana di Trevi. Aslında tam tercümesi ”Üçyol Çeşmesi”…  Üç yolun kavşağında olduğu için bu ismin verildiği güzel yapıya biz ”Aşk Çeşmesi” diyoruz.

Poli Sarayı’nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış bu yapı, deniz kabuğu şeklinde bir at arabası, arabayı çeken denizden çıkan kanatlı atlar ve arabada bulunan mitolojik deniz tanrısından oluşuyor.

Fontana di Trevi

Tarih boyunca geçirdiği restorasyonların ardından 1998’de büyük bir düzenleme geçiren, su sistemi temizlenip yenilenen çeşme, selfie çektirmek isteyen turistlerin, özellikle de aşk pozları vererek sosyal medyada paylaşma hazırlıkları yapanların neredeyse birbirinin üzerine çıktığı bir yer haline gelmiş.

Ama kenarında, köşesinde daha tenha bir alan bulursanız güzelliğinin çok daha fazla farkına varabilirsiniz. Ben Pazar günü gittiğim için çok kalabalıktı, diğer günler önünden geçerken gördüğümde biraz daha sakindi.

Trevi Fontana

-Tüm tanrıların tapınağı: Pantheon kaldığım otelin hemen yanı başında olduğu için hemen her gün görme fırsatım oldu. Yapım tarihi Antik Roma’ya dayanan ve ismi ”tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelen bu bina, Roma yapıları içinde en iyi korunmuş, depremlerden zarar görmemiş olanı.

Hıristiyanlık’la beraber pagan tanrı heykelleri kilise tarafından yok edilip Katolik kilisesi haline getirilmiş, yani artık ”tüm tanrıların tapınağı” değil Pantheon. Yüzyıllar önce yapılmış bir binanın betondan oluşu ”vay canına” dedirtiyor.

Pantheon

Heykelleri, oymaları ve tavan süsleriyle görülesi bu yapının önü, bizim Taksim ya da Kızılay meydanı gibi kitlesel protesto gösterilerine sahne oluyor. Hemen her gün mutlaka bir eylem yapılıyor. Aynı zamanda bu alanda performanslar sergileniyor, müzik yapılıyor. Bölgede çok güzel restoran ve kafeler var. Her yönüyle renkli, tarih kokan, canlı bir meydan…

Pantheon

-Alışverişin de başkenti: Roma’ya alışveriş hevesiyle gidenleri İtalya’nın meşhur markalarının satıldığı lüks mağazaların yanı sıra, farklı tasarımlar bulabileceğiniz butikler, hediyelik eşya mağazaları bekliyor. Tam bir alışveriş vahası olan Via Del Corso, en işlek alışveriş caddesi. Gerçi çoğu marka Türkiye’de de olduğu için İtalyan mağazalarına bakmaya gayret gösterin. Ancak fiyatların çoğunlukla hayli yüksek olduğunu söyleyeyim.

roma

Lüks markalar, İspanyol merdivenlerinin çevresindeki Via Condotti üzerinde sıralanıyor. Bu sene ”baba terliği” benzeri garip terlikler, içinde soket çoraplar revaçta. Büyük markalar da bu modaya uymuş, bu garip modaya uymak için yüzlerce avro verip almak isterseniz sizleri bekliyor. Bu butiklerin çanta modelleri ise gerçekten insanın içinin gitmesine neden oluyor ama bütçeye uyması epeyce zor.

Yine aynı cadde ve sokak aralarında bütçeye daha uygun seçimler yapabileceğiniz mağazalar var. Hediyelik eşya dükkanlarında hoş ürünler bulabiliyorsunuz. Ama birkaç yere bakın, fiyatlar çok değişiyor. Ayrıca marketlerde çeşitli peynirler, İtalya’ya özgü makarnalar, et ürünleri de Roma’dan satın alınabileceklerden.

İspanyol merdivenleri

-İspanyol Merdivenleri’nde selfie şenliği: ”İspanyol Merdivenleri/Spanish Steps” olarak bilinen yer, kentin kelimenin tam anlamıyla gözbebeği. Aslında mimarı İtalyan, sponsoru Fransız olan bu merdivenlerin isminin neden İspanyol Merdivenleri olduğunu merak ederseniz anlatayım. Orada İspanya Elçiliği bulunduğu ve meydan da İspanyol Meydanı/Piazza di Spagna olduğundan merdivenler de bu adı almış.

İspanyol Merdivenlerinde tam 135 basamak bulunuyor. Merdivenlere oturup bir şeyler yemeye, içmeye çalışmayın, bu konuda kesinlikle yasak var, ceza ödersiniz.

İspanyol merdivenleri

Tam bir selfie şenliğinin yaşandığı, hatta Uzakdoğulu turistlerin videolar da dahil sosyal medya malzemesi yaratmaya doyamadığı bu güzel merdivenlerin hemen yanı başındaki 1893 yılından beri orada olan Babington’s Çay Evi ise ziyaret edilmesi gereken bir yer. Benim gibi çay tutkunuysanız mutlaka gidin.

Roma

-Yakışıklı erkekler, tarz kadınlar: İtalyan erkekleri filmlerdeki ve methedildikleri gibi gerçekten çok yakışıklı. Hatta bir Japon turist teyze, karşıdan karşıya geçen model havasındaki bir adama bakarken yere yuvarlandı. Yakışıklı olmayanlarının ise duruşu, gülüşü, konuşması, kılık kıyafetiyle tarzı var mutlaka…

Kadınları ise yine bir o kadar şık ve stil sahibi. İtalyan kadınlarının güzel olmadığını, erkeklerinin yakışıklı olduğunu söyleyenler çoktur. Bu doğru değil. Kesinlikle onların da çekicilikleri var.

Roma

-Aklı karışık hava ve o da ne: Roma’nın enteresan bir havası var. Biraz Antalya’nın bahar havası gibi bir anda yağmur yağıyor, birkaç saat sonra hiç öyle bir şey olmamış gibi güneş açıyor. Bahar aylarında gidecekseniz şemsiyeniz yanınızda olsun. Tabii önce hava durumunu kontrol edin, güneşli görünüyorsa gerek yok.

Yağmur sonrası ise sokakta yürürken insanların karşıya bakıp kaldırımdan uzaklaştığını gördüm. Arkama döndüğümde ise tatsız bir sürprizle karşılaştım. Üç fare yolun kenarında memnun mesut yağmur sonrası havanın tadını çıkarıyordu. Roma’da da  diğer pek çok Avrupa kentinde olduğu gibi sokak kedisi olmadığından fareler böyle zamanlarda ortaya çıkabiliyormuş. Can sokak kedilerimizin kıymetini bilelim.

Roma

-Kilo aldırmayan leziz yemekler: İtalyan mutfağı malum meşhur. Roma’da buradakine hiç benzemeyen şekilde yapılmış, çok hafif enfes lazanya, mantarlı risotto, türlü çeşit pizza çok şık restoranlarda sunuluyor. Şarapları da çok meşhur. Bu arada, enginarlı pizzası özellikle denemeye değer.

Pantheon civarındaki lokantaları ve İspanyol merdivenleri çevresindekileri tavsiye ederim. Bu arada, yedikten sonra ise ağırlık hissetmiyorsunuz. Yemeklerin ilginç bir hafifliği var.

Roma

Beş çayı saatinde çay ve kahvelerle beraber çok güzel kek ve pastalar ikram ediliyor. Esasen İtalyanlar ise pek çay sevmiyor, çeşit çeşit kahveleri var ve onları tercih ediyorlar. Coffee de Spirit diye bir kahve var ki menüden onu seçtiyseniz dikkat, çünkü içinde kesif alkol var. Bir anda büyük bir yudum alırsanız gözleriniz yuvalarından fırlıyor.

Roma dondurmasını da ayrıca tavsiye ederim. Limonlusunu ve vişnelisini mutlaka deneyin.

Roma dondurma

-Geceleri sokaklar onların: Afrika, Hindistan, Pakistan asıllı göçmenler, akşam saatlerinden itibaren ana caddeler dahil sokaklarda ünlü markaların çakması çanta satıyor. Aynı taife, yağmur sonrası şemsiye, turistik yerlerde selfie çubuğu satışlarıyla da karşınıza çıkıyor.

Özellikle geceleri sokaklar onların. Ben görmedim ama orada tanıştığım arkadaşım Yasemin Selvihan Matthaei, polis tarafından baskına uğradıklarına tanık olmuş. Esasen bu markalar zaten İtalyan, en çok onların koruması gerekirken bu şekilde bir satışın gerçekleşmesi enteresan… Üstelik polisin hepsine birden yetişmesi ise olanaksız.

Vatikan

-Papa’nın size selamı var: Gelelim Vatikan’a… Roma’ya gelen birçok ziyaretçinin mutlak uğrak noktalarından Vatikan’a gitmeyi geçen aylarda Genç Papa/Young Pope dizisini de izlediğim için iyice merakla bekliyordum. Papa rolündeki Jude Law’un cübbesini savura savura gezdiği yerleri görmek gerçekten heyecan verici.

The Young Pope

Dünyadaki 1.2 milyar Katolik’in ruhani lideri olan Papa Francis biliyorsunuz sempatik bir adam. Onun yarattığı bu olumlu hava ve hoşgörü ortamı, Vatikan’da hüküm sürüyor. Papa’yı elinde kahve fincanı zafer işareti yaparken veya Superman olarak tasvir eden tişörtler, enteresan bibloları, hatta mutfak önlükleri ve eldivenleri var.

Vatikan’da fotoğraf çektirmeye gelmiş gelin ve damatlara ise sık sık rastlamak mümkün.

Vatikan

-Yorgunluğa değer: Vatikan’da elbette ki müzeleri ziyaret etmek isteyeceksiniz. Bunun için size tavsiyem, Vatikan’ın internet sitesine girerek önceden biletinizi almanız. ”Skip the Line/Kuyruğa girme” avantajından faydalanarak, sıcağın/soğuğun altında belki saatlerinizi vererek bekleyeceğiniz yerde hemen içeri giriyorsunuz. O vakti de müzeye harcayabilirsiniz, çünkü uzun uzun gezmek isteyeceksiniz.

Bir de burada üçkağıtçılara dikkat edin. Sizi kuyruğa girmeden müzeye sokacağını belirterek ”hayali bilet” satmaya çalışanlar var. Ayrıca bir de ”Vatikan Müzesi” ile ”Sistina Şapeli” için ayrı ayrı bilet satmaya uğraşıyorlar. Aman ha, ikisi de aynı müze kompleksinin içinde, tek biletle girilen yerler zaten.

Yılda 5 milyonun üzerinde ziyaretçisi olan Vatikan Müzesi, 54 galeriden oluşuyor. Vakitlice gidip hepsini inceleyerek gezmenizi öneririm.

Mimar Luca Beltrami’nin imzasını taşıyan müzede, Giotto’nun Stefaneschi Sunak Üçlüsü,Olivuccio di Ciccarello’nun Opere di Misericordia, Rafaello’nun Foligno Meryem’i, Oddi Altarpiece ve Transfiguration, Leonardo da Vinci’nin Aziz. Jerome in the Wilderness, Perugino’nun Meryem ve Çocuk İsa Aziz Havarilerle ve San Francesco Prato’da İsa’nın Yeniden Canlanması gibi ünlü eserler var.

Vatikan

-Adem’in Yaradılışı’nı çekmek yasak: Vatikan Müzesi’nin en gözde bölümü olan Sistina Şapeli ise 54. galeri ve en sonda yer alıyor. Buraya geldiğinizde fotoğraf çekmek yasak. Kenarlarda bulunan oturma bölümleri haricinde orta yerde beklemenizi de istemiyorlar, ilerlemeniz gerekiyor. Ama kenara oturarak uzun uzun şapelin meşhur tavanını incelemenizi öneririm.

Sistina Şapeli

Şapelin şöhreti ise iç mekanı süsleyen fresklerden geliyor. Michelangelo tarafından yapılan ve döneminde ”çıplak figürlere yer verdiği” için ünlü sanatçıyı hedef tahtasına oturtan şapelin tavanı ve Son Hüküm tam bir baş yapıt.

Tavanın en ortasında ise meşhur Ademin Yaradılışı figürü var. Orada satılan hediyelik eşyaların çoğunda da bu figür yer alıyor. Son Hüküm’deki cinsel organlar, vaktiyle ”Pantoloncu Ressam” olarak anılan Daniele da Volterra tarafından kapatılmış.

Ademin Yaradılışı

-Modern sanat vahası Macro, Kapitolin Müzesi ve müze evler: Roma, gezilesi bir tarih ve müzeler kenti. Roma Pass kartı, bir müzeye bedava giriş, ikinci müzeye ise indirim sağlıyor. Toplu taşımada vs. de avantajları olsa da açıkçası Amsterdam Card gibi tüm müzeleri bedava gezmenizi sağlayan bir kart değil.

Kapitolin Muzesi

Roma’da Kapitolin Müzesi’ni ve Palazzo Doria Pamphilj’i ziyaret ettim. Kapitolin Müzesi, aynı isimli tepede kurulu bir müze. Merdivenleri yine selfie hayranlarının uğrak yeri. Öyle ki merdivenlerde defaten sormama rağmen herkes bilmediğini söyledi, halbuki önündeymişiz.

Kapitolin Müzesi heykel ağırlıklı, Palazzo Doria Pamhilj ise eski bir özel mülkün müzeye dönüştürülmüş hali. Tabloları görülmeye değer.

Macro Muzesi

Macro Müzesi ise benim gibi modern sanata düşkün olanlar için biçilmiş kaftan. Şu günlerde üç ayrı sergiye ev sahipliği yapıyor. Her biri farklı temalardaki sergiler, tüketim toplumu, savaşlar, pop kültür, dünyada yükselen ırkçılık gibi konulara oklarını yöneltiyor ve sanatla bunları yerden yere vuruyor. Gezin, görün.

Macro

-Arrivederci Roma: Sonuç olarak Roma, bir seyahatte ne ararsanız yapabileceğiniz bir şehir. Tarihin en eski uygarlıklarından birine ev sahipliği yapan bu cenneti mutlaka görün. Ben Aşk Çeşmesi’ne 50 kuruş attım. Sağ eliyle sol omzu üzerinden çeşmeye para atan Roma’ya tekrar geliyormuş. Kısacası Arrivederci Roma, tekrar görüşeceğiz.

+ Hiç yorum yapılmamış

Yorum yap